En büyük aşklar, Kabartma tozuyla başlar :)
Uzun zaman oldu size mail kutuma gelen hikayelerden yazmayalı. Yazacağım bu hikayeye de bir az ayıp oldu, çünki ilk zamanlarda aldığım bir hikayeydi ve aceleye gelmesin diye hep bekliyordu. Nihayet zamanı geldi. Hani Yasinle Gizemin hikayesine top üçlükte olan hikaye demiştim ya, bu hikayeyi de onun yanına koyarsak ilk iki yer için kapışırlar. Hani bana hikayeler geliyor ya, ben kararsızlık içerisinde kalıyorum acaba kahramanlarımın kendi anlattıkları gibi mi yazayım, yoksa kendim mi yazayım diye. En sonda ikisini bir arada yapayım diye karar veriyorum. Önce kahramanlarıma tanışın: Buse ve Kaan, çok tatlılar dimi :)
p.s. Buse bir şeyler anlattı bana, umarım bu kötü günler hemencecik biter, kızın sabrı kalmamış Kaansızlığa. Uumarım, en kısa zamanda tekrar bir araya gelirler, Buseyi çok sevdim. Hikayesini anlatırken bile belli oluyordu sevgisinin büyüklüğü. İnşAllah barışırlar ve Yasinle Gizem gibi davetiyelerini bana da gönderirler <3
"Merhabalaar,
Nasıl başlayacağımı inan bilmiyorum. Benim hem çok güzel, özel, hem de sonunu gördüğüm bi' andı. Neyse. Bi' Ağustos günüydü, tarihini çok net hatırlamıyorum, arşivimde de bununla ilgili herhangi bi' bilgi yok, gördüm onu. Bizim eve çok yakın bi' AVM'nin marketinde kasiyerdi. Sonradan öğrendim, baba parası yememek için çalışıyormuş. Çok etkilendim, öyle böyle değil. 3 ay kadar bu böyle sürdü, uzaktan uzaktan. Gidip tanışma gereği de duymuyorum, sadece markete gittiğimde onun kasasında ödeme yapıyorum. Ta ki o son haftaya kadar... Evde falan aklıma gelmeye başladı, "Acaba şu an n'apıyor, acaba gitsem mi bi', acaba sevgilisi var mıdır..." Acaba'larla geçti bi' haftam, hiç çıkmadı aklımdan... Hatta o haftanın Cuma günü uzaktan görmek için gittiğimde yoktu, bende yine "acaba, acaba çıktı mı sorusu".. Haftasonu bu soruyla ve o müthiş etkilenmeyle geçti..."
Şimdi hikayenin en müthiş tarafı geliyor :D
"Hiç unutmuyorum, 13 Ekim 2014, Pazartesi, saat 17.00 civarları... Okuldan eve gelmişim, sabahtan beri hissettiğim bi' şeyler var zaten, bugün bi' şey olacak diyorum, hemen hazırlandım. Herhangi bi' şey almam lazım marketten, eve bakıyorum ekmek var. Ben çıktım yola, evde ekmek varken markete ekmek almaya."
Nasıl başlayacağımı inan bilmiyorum. Benim hem çok güzel, özel, hem de sonunu gördüğüm bi' andı. Neyse. Bi' Ağustos günüydü, tarihini çok net hatırlamıyorum, arşivimde de bununla ilgili herhangi bi' bilgi yok, gördüm onu. Bizim eve çok yakın bi' AVM'nin marketinde kasiyerdi. Sonradan öğrendim, baba parası yememek için çalışıyormuş. Çok etkilendim, öyle böyle değil. 3 ay kadar bu böyle sürdü, uzaktan uzaktan. Gidip tanışma gereği de duymuyorum, sadece markete gittiğimde onun kasasında ödeme yapıyorum. Ta ki o son haftaya kadar... Evde falan aklıma gelmeye başladı, "Acaba şu an n'apıyor, acaba gitsem mi bi', acaba sevgilisi var mıdır..." Acaba'larla geçti bi' haftam, hiç çıkmadı aklımdan... Hatta o haftanın Cuma günü uzaktan görmek için gittiğimde yoktu, bende yine "acaba, acaba çıktı mı sorusu".. Haftasonu bu soruyla ve o müthiş etkilenmeyle geçti..."
Şimdi hikayenin en müthiş tarafı geliyor :D
"Hiç unutmuyorum, 13 Ekim 2014, Pazartesi, saat 17.00 civarları... Okuldan eve gelmişim, sabahtan beri hissettiğim bi' şeyler var zaten, bugün bi' şey olacak diyorum, hemen hazırlandım. Herhangi bi' şey almam lazım marketten, eve bakıyorum ekmek var. Ben çıktım yola, evde ekmek varken markete ekmek almaya."
Ekmeğin fişi:
"AVM market girişlerini bilirsin, iki uçta birer giriş vardır. O koridordan yürüdüğünde de kasaları, kasiyerleri görürsün. Ben bunu bulmak için bi' uçtan diğer uca yürüdüm. Artık ümidi kesmişken son kasada gördüm ve içeri girdim. Ekmeği aldım, sırada bekliyorum ama ne sıra. Diğer kasalar boş, millet bunun kasasında. Yan taraftaki kasiyer "Hanımefendi buradan alayım" diyor, kadına kaş göz yapıyorum çağırma diye, bu gülüyor. Neyse geldi sıra bana, normalde tek gitsem bile sizli bizli konuşan çocuk sen diye hitap etti bana. MESAJ 1. Ödemeyi yaptım, fişi uzattı, tatlı tatlı güldü hiç unutmam, "Yine gel" dedi. MESAJ 2. Ben içimden "Geliriiiiğm" diye haykırıyorum ama dışarıdan sadece gülümsüyorum öyle bi' durum.
Hemen en yakın arkadaşımı arayıp olayı anlattım, dedim bi' şey bul, benim bu çocukla bugün tanışmam lazım. O böyle n'apsak diye düşünürken aklıma bi' şey geldi ve kapattım kızın suratına. Gittim tekrar markete, kabartma tozu aldım, girdim tekrar bunun kasa sırasına. Diğer kasiyer yine "Böyle alayım" diyecek oldu, kaş gözle susturdum. Sonradan onunla da tanıştık, ne tatlı insandı. Neyse, bu kafasını kaldırdığında sıranın en sonunda gördü beni, kafasını çeviriyordu ki tekrar dönüp baktı inanamamış gibi, sen daha demin burdaydın dermiş gibi. Şimdi, sıra bana geldi, geldi gelmesine de arkada iki tane hatun, hak vermek lazım çok da güzeller, nasıl gülüşüyorlar, nasıl. Ben ne diyeyim şimdi çocuğa onların önünde, terslese kaldım ortada. Bu sırada da kabartma tozunu elimde bin metre yukarıda sallayıp "Unutmuşum daa" diye bağırıyorum, rezilliği siz düşünün. Bi' de bu beni ne zaman fark etse sırasında, tam önüne bakar, sıra bana gelene kadar kafasını hiç kaldırmaz, tatlı tatlı gülerdi. Yine aynısını yaptı. Ben ödedim kabartma tozunu da, fişi ve para üstünü uzattı, "İyi akşamlar" dedi, kızların işlemini almaya başladı. Ben kaldım ortada."
Alın size kabartma tozunun fişi :D
"Onların o marketten çıktıktan sonra kasaların önündeki uzun koridorda -yani AVM'nin içi- kolonlar vardı. Ben onun kasasına yakın olanın arkasına geçtim, saklandığımı düşünerek benim arkadaşı aradım yine -sonradan söyledi kabak gibi ortadaymışım - , yarım saat konuştuk telefonda n'apalım diye. Tanışıcam bugün, koydum aklıma, ayrıca o kadar yani tamam iki mesaj verdi ama üst üste. Dedik ki,ne uğraşıyoruz, git direk vaktin var mı diye sor, kaybedeceğin bi' şey yok. Verdik kararı. Telefon hâlâ kulağımda, kolonun oralarda volta atıyorum, müşterileri bitsin diye bekliyorum, bi' yandan da replik çalışıyorum ne desem diye. Hâlâ görünmediğimi düşünüyorum ama yine sonradan öğrendiğime göre buraları da görmüş. Neyse bitti müşterileri, sandalyesini tamamen bana çevirdi evet seni dinliyorum der gibi, ben yine bizimkinin suratına kapatıp yanına gittim. "Bu sefer bi' şey unutmadım" dedim, "Eee" dedi. Aha dedim kızım, sen kes ümidi, sizden daha bi' şey olmaz, bu çocuk seni tersleyecek. Oysa ki çok tatlı söylemiştim. Zaten hiçbi' durumda beklediğim tepkileri vermezdi, ilk günden anlamıştım bunu. Yine aynı tatlılıkla "Biraz zamanın var mı, yani çıksak, bi' şeyler içsek, yani yukarıda" klişesine düşerek bi' şeyler geveledim. Bunun da gözler parladı hemen, kafasını büyük bi' istekle aşağı yukarı salladı ve telefonu aldı eline müdürünü arayıp molaya çıkmak için. 2-3 sefer denedi, açan yok. Bana "Su alıp gelsene" dedi, hiçbi' şey anlamadım önce. Kasaların o girişlerde su olur, ben heyecandan unutup taa diğer uçtaki reyona gittim hızlı hızlı. Aldım geldim, önümde büyük bi' alışveriş var. Bu hızlı hızlı geçiriyor. Ben de diğer kasiyer kızı kolluyorum, bi' şey diyecek mi diye. Göz göze geldik kızla ama müşterisi vardı bi' şey söylemedi, 3. seferdir oradayım, o da anlam veremedi muhtemelen. Bu yine önüne bakıp her zamanki tatlı gülüşlerini atıyor, gözü de boş bi' fatura var orada, ona kayıp duruyor. Ben anlamadım tabii. Müşteriler gitti, bana fısıldayarak "Bak şimdi n'apıcaz" dedi. "N'apıcaz" diyorum ama ben de fısıldıyorum. Suyu geçirdi, fiş yerine fatura kesti, adımı, soyadımı, numaramı aldı almasına ama bunlar olana kadar 10 dakika geçti, bana türlü açıklama yaptı. Algılayamadım o an niye fatura kestiğini. Neyse imzayı da attım, döndüm arkamı gidiyorum bi' şey söylemeden. Yolda da düşünüyorum ben ne görüşürüz dedim, ne iyi akşamlar dedim. Sonra da kendimi teselli ediyorum nasılsa mesaj atıcak o zaman açıklarsın heyecandan öyle yaptım diye. Sonra da ya numarayı yine heyecandan yanlış yazdıysam diyorum. Yol boyu bunları düşünerek, tanıştığımıza hâlâ inanamayarak, diz kapaklarım ata ata, bacaklarım titreye titreye geldim eve. İki kere yüzüne kapattığım o arkadaşımı aradım, hiçbi' saniyesini atlamadan anlatıyorum her şeyi. Bi' mesaj geldi, baktım, tanımadığım bi' numara. "Meşgulsün" , "Sesini duyuyım dedim" yazıyor. Fotoğrafına baktım, kasiyer çocuk -çocuk dememi hiç sevmez ama-. Bu sefer kızın yüzüne kapatmadan konuşmayı kısa kesip çocuğa cevap yazdım.
Bizim tanışmamız da böylee.
Anlattığım kişiden herhangi bi' izin almadım, ha izin al öyle yayımlayayım dersen -ki yayımlayıp yayımlanayacağını bile bilmiyorum- böyle bi' şey şu an söz konusu değil. İzinsiz olmaz dersen de sana anlatmış olurum, sen öğrenmiş olursun bizi. Eğer hikâyenin devamını istersen seve seve anlatırım tüm gerçekliğiyle.
Seni çok seviyorum"
Bu hikaye mailime gelen ilk hikayelerdendi. Okuduğumda Busenin cesaretinden mi deyim. isteğinden mi deyim, sevgisinden mi deyim bilemedim, bende olmasını istedim. Gerçekten istedim. Ben hoşlandığım bir erkeğin dikkatini çekmek için böyle şeyler yapmam, mesela. Kendiliğinden olmadıysa, hiçbir şey yapmıyorum. Bu benim kötü huyum. En fazla herhangi bi ortamda bi iki laf ederiz. Baktım bi tık yok hemen boşveririm. Bu da doğru değil, mesela. Bu yüzden "kendinibeğenmiş" damgasıyla geziyorum, mesela. Buse gibi olmak güzel. İstedi, tanıştı. Hani benim karşıma böylesi daha çıkmadı onu da diyemem, belki o zaman gerçekten bir şeyler yapardım. Bir de inanmak lazım. İnsan olacağına inanmadığı şeyler için de hiç çaba sarf etmiyor, ne kadar fazla hoşlanırsan, senin olmasını istersen, iste. Gerçekten sahip olacağına inanmıyorsan, sahip olamazsın asla.
Şuan Buse ve Kaan ayrı. Bi şeyler olmuş, kopmuşlar. Bu yazıyı bu çoçuk okuyacak mı, okumayacak mı bilmiyorum ama eğer okursa, bence Buseyi sarıp sarmalasın ve hiç bırakmasın, yanından hiç ayırmasın, hep mutlu olsunlar. Kız adamı kazanmak için, durduk yere gitmiş, gerek yokken, bir günde 3 defa marketden bişeyler almış. Daha ne olsun?! Adamın başına bi iş gelirse, o zaman yerinde hiç durmaz. Herşeyiyle sahip çıkar. Ne yalan söyleyim, ben öyle bir günde 3 defa markete gitmem. Hayatta en çox sevdiğim şeylerden biri dondurma, onun için bile yolumun üstünde yoksa, durduk yere markete gitmem. Sevmek güzeldir, böyle bir hikayesi olan sevginin olması daha güzeldir. Bu hikayeleri okurken ve yazarken ilk hayal ettiğim şey bu insanların ileride torunlarına ya da fazla uzağa gitmeyim, çocuklarına tanışma hikayelerini nasıl anlatmaları oluyor. Benim de böyle hikayem olsun. Olsun diyorum ama olmuyor. Bi keresinde birine ilk adım atmıştım, adam geri çevirip üç ay sonra aşkından ölüyorum demişti. Ne fayda?! Ondan sonra hiç kimseye ilk adım atmadım. Ama siz bana bakmayın, bende gurur, denizde kum. Ondan sevdiğinin sevgisine sahip olmak için elinizden geleni yapın. Buse de daha pes etmesin. Zamana bıraksın. Amma bi yere kadar. Olmuyorsa, zorlamasın, zaten adamın aklı başına gelince sonradan bin pişman olucak. Pişmanlığın da nasıl lanet bi duygu olduğunu ne ben anlatayım, ne de siz sorun.
"AVM market girişlerini bilirsin, iki uçta birer giriş vardır. O koridordan yürüdüğünde de kasaları, kasiyerleri görürsün. Ben bunu bulmak için bi' uçtan diğer uca yürüdüm. Artık ümidi kesmişken son kasada gördüm ve içeri girdim. Ekmeği aldım, sırada bekliyorum ama ne sıra. Diğer kasalar boş, millet bunun kasasında. Yan taraftaki kasiyer "Hanımefendi buradan alayım" diyor, kadına kaş göz yapıyorum çağırma diye, bu gülüyor. Neyse geldi sıra bana, normalde tek gitsem bile sizli bizli konuşan çocuk sen diye hitap etti bana. MESAJ 1. Ödemeyi yaptım, fişi uzattı, tatlı tatlı güldü hiç unutmam, "Yine gel" dedi. MESAJ 2. Ben içimden "Geliriiiiğm" diye haykırıyorum ama dışarıdan sadece gülümsüyorum öyle bi' durum.
Hemen en yakın arkadaşımı arayıp olayı anlattım, dedim bi' şey bul, benim bu çocukla bugün tanışmam lazım. O böyle n'apsak diye düşünürken aklıma bi' şey geldi ve kapattım kızın suratına. Gittim tekrar markete, kabartma tozu aldım, girdim tekrar bunun kasa sırasına. Diğer kasiyer yine "Böyle alayım" diyecek oldu, kaş gözle susturdum. Sonradan onunla da tanıştık, ne tatlı insandı. Neyse, bu kafasını kaldırdığında sıranın en sonunda gördü beni, kafasını çeviriyordu ki tekrar dönüp baktı inanamamış gibi, sen daha demin burdaydın dermiş gibi. Şimdi, sıra bana geldi, geldi gelmesine de arkada iki tane hatun, hak vermek lazım çok da güzeller, nasıl gülüşüyorlar, nasıl. Ben ne diyeyim şimdi çocuğa onların önünde, terslese kaldım ortada. Bu sırada da kabartma tozunu elimde bin metre yukarıda sallayıp "Unutmuşum daa" diye bağırıyorum, rezilliği siz düşünün. Bi' de bu beni ne zaman fark etse sırasında, tam önüne bakar, sıra bana gelene kadar kafasını hiç kaldırmaz, tatlı tatlı gülerdi. Yine aynısını yaptı. Ben ödedim kabartma tozunu da, fişi ve para üstünü uzattı, "İyi akşamlar" dedi, kızların işlemini almaya başladı. Ben kaldım ortada."
Alın size kabartma tozunun fişi :D
"Onların o marketten çıktıktan sonra kasaların önündeki uzun koridorda -yani AVM'nin içi- kolonlar vardı. Ben onun kasasına yakın olanın arkasına geçtim, saklandığımı düşünerek benim arkadaşı aradım yine -sonradan söyledi kabak gibi ortadaymışım - , yarım saat konuştuk telefonda n'apalım diye. Tanışıcam bugün, koydum aklıma, ayrıca o kadar yani tamam iki mesaj verdi ama üst üste. Dedik ki,ne uğraşıyoruz, git direk vaktin var mı diye sor, kaybedeceğin bi' şey yok. Verdik kararı. Telefon hâlâ kulağımda, kolonun oralarda volta atıyorum, müşterileri bitsin diye bekliyorum, bi' yandan da replik çalışıyorum ne desem diye. Hâlâ görünmediğimi düşünüyorum ama yine sonradan öğrendiğime göre buraları da görmüş. Neyse bitti müşterileri, sandalyesini tamamen bana çevirdi evet seni dinliyorum der gibi, ben yine bizimkinin suratına kapatıp yanına gittim. "Bu sefer bi' şey unutmadım" dedim, "Eee" dedi. Aha dedim kızım, sen kes ümidi, sizden daha bi' şey olmaz, bu çocuk seni tersleyecek. Oysa ki çok tatlı söylemiştim. Zaten hiçbi' durumda beklediğim tepkileri vermezdi, ilk günden anlamıştım bunu. Yine aynı tatlılıkla "Biraz zamanın var mı, yani çıksak, bi' şeyler içsek, yani yukarıda" klişesine düşerek bi' şeyler geveledim. Bunun da gözler parladı hemen, kafasını büyük bi' istekle aşağı yukarı salladı ve telefonu aldı eline müdürünü arayıp molaya çıkmak için. 2-3 sefer denedi, açan yok. Bana "Su alıp gelsene" dedi, hiçbi' şey anlamadım önce. Kasaların o girişlerde su olur, ben heyecandan unutup taa diğer uçtaki reyona gittim hızlı hızlı. Aldım geldim, önümde büyük bi' alışveriş var. Bu hızlı hızlı geçiriyor. Ben de diğer kasiyer kızı kolluyorum, bi' şey diyecek mi diye. Göz göze geldik kızla ama müşterisi vardı bi' şey söylemedi, 3. seferdir oradayım, o da anlam veremedi muhtemelen. Bu yine önüne bakıp her zamanki tatlı gülüşlerini atıyor, gözü de boş bi' fatura var orada, ona kayıp duruyor. Ben anlamadım tabii. Müşteriler gitti, bana fısıldayarak "Bak şimdi n'apıcaz" dedi. "N'apıcaz" diyorum ama ben de fısıldıyorum. Suyu geçirdi, fiş yerine fatura kesti, adımı, soyadımı, numaramı aldı almasına ama bunlar olana kadar 10 dakika geçti, bana türlü açıklama yaptı. Algılayamadım o an niye fatura kestiğini. Neyse imzayı da attım, döndüm arkamı gidiyorum bi' şey söylemeden. Yolda da düşünüyorum ben ne görüşürüz dedim, ne iyi akşamlar dedim. Sonra da kendimi teselli ediyorum nasılsa mesaj atıcak o zaman açıklarsın heyecandan öyle yaptım diye. Sonra da ya numarayı yine heyecandan yanlış yazdıysam diyorum. Yol boyu bunları düşünerek, tanıştığımıza hâlâ inanamayarak, diz kapaklarım ata ata, bacaklarım titreye titreye geldim eve. İki kere yüzüne kapattığım o arkadaşımı aradım, hiçbi' saniyesini atlamadan anlatıyorum her şeyi. Bi' mesaj geldi, baktım, tanımadığım bi' numara. "Meşgulsün" , "Sesini duyuyım dedim" yazıyor. Fotoğrafına baktım, kasiyer çocuk -çocuk dememi hiç sevmez ama-. Bu sefer kızın yüzüne kapatmadan konuşmayı kısa kesip çocuğa cevap yazdım.
Bizim tanışmamız da böylee.
Anlattığım kişiden herhangi bi' izin almadım, ha izin al öyle yayımlayayım dersen -ki yayımlayıp yayımlanayacağını bile bilmiyorum- böyle bi' şey şu an söz konusu değil. İzinsiz olmaz dersen de sana anlatmış olurum, sen öğrenmiş olursun bizi. Eğer hikâyenin devamını istersen seve seve anlatırım tüm gerçekliğiyle.
Seni çok seviyorum"
Bu hikaye mailime gelen ilk hikayelerdendi. Okuduğumda Busenin cesaretinden mi deyim. isteğinden mi deyim, sevgisinden mi deyim bilemedim, bende olmasını istedim. Gerçekten istedim. Ben hoşlandığım bir erkeğin dikkatini çekmek için böyle şeyler yapmam, mesela. Kendiliğinden olmadıysa, hiçbir şey yapmıyorum. Bu benim kötü huyum. En fazla herhangi bi ortamda bi iki laf ederiz. Baktım bi tık yok hemen boşveririm. Bu da doğru değil, mesela. Bu yüzden "kendinibeğenmiş" damgasıyla geziyorum, mesela. Buse gibi olmak güzel. İstedi, tanıştı. Hani benim karşıma böylesi daha çıkmadı onu da diyemem, belki o zaman gerçekten bir şeyler yapardım. Bir de inanmak lazım. İnsan olacağına inanmadığı şeyler için de hiç çaba sarf etmiyor, ne kadar fazla hoşlanırsan, senin olmasını istersen, iste. Gerçekten sahip olacağına inanmıyorsan, sahip olamazsın asla.
Şuan Buse ve Kaan ayrı. Bi şeyler olmuş, kopmuşlar. Bu yazıyı bu çoçuk okuyacak mı, okumayacak mı bilmiyorum ama eğer okursa, bence Buseyi sarıp sarmalasın ve hiç bırakmasın, yanından hiç ayırmasın, hep mutlu olsunlar. Kız adamı kazanmak için, durduk yere gitmiş, gerek yokken, bir günde 3 defa marketden bişeyler almış. Daha ne olsun?! Adamın başına bi iş gelirse, o zaman yerinde hiç durmaz. Herşeyiyle sahip çıkar. Ne yalan söyleyim, ben öyle bir günde 3 defa markete gitmem. Hayatta en çox sevdiğim şeylerden biri dondurma, onun için bile yolumun üstünde yoksa, durduk yere markete gitmem. Sevmek güzeldir, böyle bir hikayesi olan sevginin olması daha güzeldir. Bu hikayeleri okurken ve yazarken ilk hayal ettiğim şey bu insanların ileride torunlarına ya da fazla uzağa gitmeyim, çocuklarına tanışma hikayelerini nasıl anlatmaları oluyor. Benim de böyle hikayem olsun. Olsun diyorum ama olmuyor. Bi keresinde birine ilk adım atmıştım, adam geri çevirip üç ay sonra aşkından ölüyorum demişti. Ne fayda?! Ondan sonra hiç kimseye ilk adım atmadım. Ama siz bana bakmayın, bende gurur, denizde kum. Ondan sevdiğinin sevgisine sahip olmak için elinizden geleni yapın. Buse de daha pes etmesin. Zamana bıraksın. Amma bi yere kadar. Olmuyorsa, zorlamasın, zaten adamın aklı başına gelince sonradan bin pişman olucak. Pişmanlığın da nasıl lanet bi duygu olduğunu ne ben anlatayım, ne de siz sorun.
p.s. Buse bir şeyler anlattı bana, umarım bu kötü günler hemencecik biter, kızın sabrı kalmamış Kaansızlığa. Uumarım, en kısa zamanda tekrar bir araya gelirler, Buseyi çok sevdim. Hikayesini anlatırken bile belli oluyordu sevgisinin büyüklüğü. İnşAllah barışırlar ve Yasinle Gizem gibi davetiyelerini bana da gönderirler <3




Comments
Post a Comment