Hayatımı değişen film
Eminim, çoğunuz bu filmi izlediniz. Belki kitabını da okuyan vardır aranızda. İşte ben de geçenlerde kitabını bitirdim. İki yıl önce gibi filmi izlemiştim. Nasıl bi etkilenme olduysa, dayanamayıp iki dilde kitabını aldım, hani bakayım farklı dillerde de aynı etki olacak mı diye (evet, böyle garip denemeler yaparım arada). Neyse, işte filmi izleyenler bilir, Chris 23 yaşında bir genç hesabındaki 25 000 doları bir hayır kurumuna bağışlar, arabasını şölün ortasında bırakır, sahip olduğu şeylerin çoğundan kurtulup cüzdanındaki paraları da yakarak Alaskaya doğru yola koyulur. Tek hedefi yabani doğada tek başına olmak, kendinden başka kimseye tabi olmamak, insanlardan uzak yeni bir yaşam kurmak. Alaskaya ulaşana kadar bin türlü zorluklarla karşılaşır, hepsinin üstüsinden gelir, ama ufak bir yalnışla hayatını kayb eder.
Filmi izlediğimde zor zamanlar geçirdiğim dönemlerdi. Sanırım bu yüzden film beni farklı etkilemişti. Kitabını da okudum ama aynı etki olmadı. Neden mi? Haklısınız, genelde kitaplar filmlerinden daha güzel ve anlamlı, daha geniş olur ama bu sefer öyle değildi. Çünkü kitap bioqrafi, bir sürü bilgi var, roman değil, duyğu yükü az. Bu film kitabını daha az beğendiğim ilk kitaptı. İkincisi de var ama başka zaman yazarım onu da. E
Evet, 148 dakika izliyorsun, adamın nelerden geçtiğini, neler yaşadığını, nasıl avlandığını, nasl ac kaldığını, onu kalmaya ya da ailesine haber vermeye ikna etmeğe çalışan insanları def ettiğini görüyorsun. 148 dakika mücadele içinde geçen genç bir hayatın hedefine varmasını görüyorsun, sonunda hatta artık geri dönme düşüncülürini hisettiğin biri ufak bir yalnışdan hayatını yabanın ortasında kaybediyor. Çürümekte olan cansız bedeni de 4 ay sonra bir geyik avcısı tarafından bulunuyor.
Dedim ya, zor zamanlar geçiriyordum, o kadar zor ki, psikoloklar, antidepresantlar falan karışmıştı işin içine. Ruh gibi yaşıyordum. Sonra birgün bir film izledim ve hayatım değişti. Şimdi bu filmde olan adamı çoğu kişi looser, dikkat çekmeğe çalışan ergen, salak falan gibi görüyor ama ben onu hiç sorgulamadım. Bu dünyada herkesin istediğini, içinden geleni ve gerçekten kendi misyonunu o şeyi yapmakta görmek gibi hakları var. Bunları da başkaları sorgulayamaz. Anlayamazlar da. Şimdi benim takıldığım tek nokta neydi biliyor musunuz? Paradan, kariyerden, okuldan, arkadaşlardan, aileden uzakta kendi yaşamını kendi kurmayı seçen birinin nasıl öldüğü. Evet, sıradan ölmek değil. Nasıl ölmek. Şimdi ölmü şekline salak diycem vicdanım sızlayacak. Bir ton şey yaşa, bir ton şeyi ardında bırak ve en ufak bir şeyden öl.
İşte filmi izledikten sonra yaşadığım şeylerin çok salakca olduğunu anladım. Günler geçiyor ben ruh gibi dolanıyorum. Nasıl öleceğimi bilmeden hayatımı bitiriyordum. Birçoğu için ideal sayılacak bir hayat benden akıp gidiyordu. "Böyle gerizekalı gibi dolaşıyorsun ama yıllar sonra böyle mal gibi harcadığın zaman için köpekler gibi pişman olacaksın." dedim kendime. İyi ki demişim.
Şimdi konu şu - bütün bu olayların ucunda ölüm olduğunu düşününce, herşeyin bitme ihtimali insanın aklına gelince bir korku sarıyor seni. En salak ölümü düşünün. Marquezin bir karakteri 70 yaşında ağactan kediyi düşürürken ölmüştü. Hani yaşlılıktan değil. Kedi yüzünden. Bizim de başımıza böyle bir ölümün gelmeyeceği ne malum? İhtimal tabi de işi garantiye almak lazım. Bu yüzden fazla zaman kaybetmemen gerektiğini anlıyorsun. Ama çektiğin her ne acıysa, dertse canından çıkmıyor. Öyle kolay da çıkmaz zaten. Herşey kafada başlıyor. Kalbin acısa da, miden ağrısa da, ağrı gider, amma aklında nasıl yer ederse, öylece kalır. Bu yüzden kafanı boşaltman gerek. Sarhoş olmak, ya da gecelere akmak değil. Çünkü en fazla 1 ay, bunalırsın, tekrar başa dönersin. Otur iyice düşün, neler yapmak istiyorsun, neler ilgini çekiyor, neler eğlenceli geliyor sana vs vs. bir liste hazırla. Sonra en çok hangisini istiyorsan başla sırayla yapmaya. Ben ilk olarak salsa icin ayakkabı sipariş etmiştim :) Kendine süre de ver. 1287127 yıl aynı şeyi yapma. İstediğin şeyi tam öğrendikten sonra yeni bi eğlence bul. Gerçek eğlence. Ruhunun dinlendiği, kafanın boşaldığı bir eğlence.
Bunlar nasihat gibi oluyor, bana da kenardan söyleyenlerin hiç birine aldırmıyordum. Kendi kafama dank edinceye kadar. Acı insanı değişir, üstüsinden gelebildiysen daha güçlü olursun. Bunlar da klişe ama gerçek. Hiç bir şey sizden önemli değil. Hayatın tadını çıkarın!
Bir de kitabı okurken en çok dinlediğim şarkı Burcu Güneşin Yakın Mesafesiydi. Keşke çoçuk da ailesini arasaydı.
Umarım fazla ölümlü kalımlı pessimist yazı olmadı, bi işaret bekleyen için iyi bir motivasyon olsun istedim. Mesela ben şuan oturup eski günlerimi hatırladıkca kafamı duvara sürtüp kıvılcım çıkarmak istiyorum. Birine de anlatınca "Olsun, tecrübe oldu" diyor. Ne tecrübesi allaşşkına??? Ders almadım ki, tecrübe de olsun.
p.s. Şimdi bir ton imla hatası yapmışım yorumlarda bildirirseniz, düzeltirim. Malum, türkce yabancı dil bende :/


film tam anlamiyla bir insan nasil gerizekalilik yapar ve sonunda hakettigini bulur u anlatiyor...ciddi bir zaman kaybi idi..2 saat bosa gitti-icimiz sisti
ReplyDelete